Hamnet – Maggie O’Farrell

İlk kez bir romanın eleştirisini ya da incelemesini yazmak için bu kadar zorlanarak bilgisayar başına oturduğumu söylemeliyim. Her zamanki gibi yakın çevremden okuduğum bir kitap olsaydı son derece basitti. Okudum, değerlendirdim, bunları düşündüm derdim biterdi. Oysa şu anda paylaşacağım Hamnet romanı önemli bir ödül almış. “2020 yılı Women’s Prize for Fiction” ödülü… Üstelik bu romandan esinlenerek çevrilen filmi 2026 Oscar en iyi film ödül adayları açıklandığında ilk beş film içine girmiş.

Yazar Maggie O’Farrell’ı ilk kez bu romanla tanıdım. Dili önce bana çok farklı geldi ilk sayfaları okurken biraz yorulduğumu hissettim ama okudukça açıldım. Benim romanlarda sevdiğim diyaloglar çok fazla değil. Çoğu diyalog da cümlelerin içine düz yazı şeklinde verilmiş. İlerledikçe metin şiirselleşiyor. Romanın büyük bir kısmı bana düz yazı şiir okuyormuşum gibi geldi.

En önemlisi anlatım muhteşem… Bazı satırlar, tümceler hatta paragraflar var ki, kendi kendine; “Ben de böyle yapıyorum. Ben olsaydım bu şekilde davranırdım, bu şekilde düşünürdüm Ama bu şekilde kaleme alabilir miydim?” Ya da “Bu anlatımla okuduğum kaç roman var?” noktasına gelince durup kalıyorum. Herkesin yapabileceği, düşünebileceği şeyleri son derece doğal bir biçimde okura aktarabilmek çok özel bir yetenek… Burada bir noktayı da vurgulamak önemli, çevirmen Kıvanç Güney bu işi çok iyi başarmış.

Roman aslında William Shakespeare’in, eşinin ve çocuklarının yaşam öykülerinden yola çıkılarak yazılmış. Ancak Shakespeare’in romandaki adı dahi hiç geçmiyor. Yerine “Kocası”, “Babası”, “Latince öğretmeni” deniyor. En çok ve ana kahraman olarak doğa dışı sayılabilecek bir kadının neredeyse kendisi kadar sıra dışı olan kızı Agnes’ın yani Hamnet’ın annesinin çevresinde dolaşıyor. En çok onun duygularını düşüncelerini duyumsuyoruz. Onun çocukları, kocası, onun üvey annesi, kardeşi, ailesi… Her ne kadar ana kahraman ve romanın adı “Hamnet” olsa da onu ara sıra görüyoruz.

1500’lü yılların yaşam tarzını ve en önemlisi o yılların hastalıklarını acılarını birebir onlar gibi duyumsatan satırları okumak, okura kendisini Agnes veya kocası gibi düşündürüyor. Okudukça onlar gibi düşünüyor onlar gibi yaşıyor okur. Aslında biraz daha bilgi vermeye kalksam ileride olacakları açıklamak zorunda kalacağım. O açmaza girmek istemediğim için daha yuvarlak cümlelerle geçiştirmek durumunda kalıyorum.

Ama eminim roman hakkında kısa da olsa yazılanları okudukça ve daha da önemlisi yukarıda söz ettiğin gibi romandan yola çıkılarak çevrilen filmin fragmanını izlediğinizde bazı şeyler ortaya çıkacak. Agnes doğaüstü güçlerinden gelen seziyle iki çocuğunun olacağını ve o iki çocuğunun uzun sağlıklı ömür süreceğini evliliğinin başında seziyor ama ikinci doğumunda ikiz çocuk sahibi oluyor, böylece üç çocuk sahibi oluyor. Ve korkunç gelişmeler bundan sonra başlıyor fazladan gelen bir çocuk ve evliliğinin başındaki sezisi…

Romanın ikinci bölümünde, arka kapak yazısında da dediği gibi her anne babanın yaşayabileceği en korkunç acı ortaya çıktığında en az 30-40 sayfa boyunca elinizden bırakamayacağınız duygusallıkta satırlar, sayfalar okuru bekliyor. İlginçtir, bu hüzün, acı okuru yormuyor sadece Agnes’ın duygularını birlikte yaşamaya davet ediyor.

Yazılarımda genellikle kitaplardan örnekler vermeyi severim. Bu romanda öyle bir şey yapamıyorum, kitabı olduğu gibi buraya aktarmam gerekir. Hangi satırı hangi tümceyi aktarmaya kalksam bir diğerine haksızlık olacağını düşünüyorum. O nedenle bunu yapmadım. Okumalı ve yaşamalısınız.

Son üç sayfa… Hamnet’ın Hamlet’e dönüşümü… Bir babanın duygularını aktarma şaheseri. Başlangıçta isyan halinde olan annenin sonunda duygu patlaması… Okuduğum kitaplarda ilk kez yaptığım, tekrar tekrar geri dönüp beş kez okuduğum o üç sayfa… Büyülü, masalsı bir romanın bitişi böyle olur dedirtiyor.

Her zaman kabul ettiğim bir gerçek vardır. Romanlardan çevrilen filmlerin kendisi kadar başarılı olması enderdir. Bunun bir istisnasını daha önceki bir yazımda “Yüz Yıllık Yalnızlık” romanından çevrilen dizinin ilk sekiz bölümünde gördüğümü, sonraki sekiz bölümü çok büyük bir merakla beklediğimi yazmıştım. Şimdi Hamnet’in filmini aynı umutla, aynı istekle bekliyorum.

Bir şey daha… Maggie O’Farrell’ın diğer romanlarını araştırdım. Türkçeye çevrilmiş yedi romanını buldum. Birkaç tanesini en yakın zamanda okuyacağım.

Bu romanı okumamı öneren Aristonikos Okuma Grubu’ndan Neşe Şahin kızıma teşekkürlerimle…

Related Images: