Yaşar Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, “Savaşın Gölgesinde Bir Müze Tahliye Operasyonu” başlıklı sunumuyla İzmir Kültür Sanat Fabrikası’na (İKSF) konuk oldu. Gölcük, Hitler’in orduları Avrupa’yı kasıp kavururken İstanbul’daki müzelerin savaşın gölgesinde gerçekleştirdiği tahliye operasyonunun bilinmeyenlerini anlattı.
Sunumunda İkinci Dünya Savaşı döneminde, olası bir işgal veya bombardıman riskine karşı İstanbul’daki paha biçilemez eserlerin Anadolu’ya nakledilme sürecinin unutulmuş hikayesini aktaran Rıdvan Gölcük, “Bu çalışma sadece lojistik bir operasyon değil aynı zamanda bir hafıza koruma stratejisiydi” diye konuştu. Türkiye’nin savaşa girmemesine karşın o sıralarda çok sayıda önlem aldığını aktaran Gölcük, devlet kurumları ile müzeciler arasındaki yazışmalara ilişkin beş yıl süren araştırmasının sonuçlarını anlattı.
Sunumunda o yıllarda yayımlanmış kararnamelere, müzelerdeki eserlerin Anadoluya taşınırken çekilen fotoğraf ve belgelere de yer veren Rıdvan Gölcük, o dönemde Trakya’da çok sayıda korugan yapıldığını, 15 Mayıs 1941’da okulların tatil edilip bir tahliye kararnamesi çıkartıldığını anımsatı. Savaşa girilmese bile çok hazırlık yapıldığını, savaş tehdidine karşı Trakya halkını korumak için vatandaşları Anadolu’ya tahliye etmek gibi pek çok önlem alındığını anlatan Gölcük sözlerini şöyle sürdürdü:
“Vatandaşların yanı sıra hayvanların tahliyesi bile düşünülmüştü. Öte yandan Bulgaristan sınırına dayanan savaş tehlikesinin Tekirdağ ve İstanbul’a da sıçraması durumunda kültür varlıklarının korunması için de çok sayıda önlem alındı. Almanlar Polonya’ya girdiğinde biz müzelerimizi nasıl koruyacağımıza ilişkin bir strateji hazırlamaya başlamıştık bile. 1940 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin başında Aziz Ogan’ın olduğu dönemde müzeciler bir araya gelip kıymetli eserlerin Anadolu’ya nasıl taşınıp korunacağına ilişkin toplantılar yapıyorlardı.”
Topkapı Sarayı’ndaki kutsal emanetler, Türk-İslam eserleri, halı koleksiyonu, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin heykel koleksiyonu için alınan önlemleri anlatan Rıdvan Gölcük, şu bilgileri paylaştı:
“Niğde, müze ve kütüphanelerdeki maddi ve sanat değeri yüksek eserlerin nakledileceği yer olarak belirlenmiş. Yerinden taşınması güç tarihi yapılar, lahitler ve restorasyondan geçmiş olan hassas eserlerin de yerinde korunmasına karar verilmiş. İstanbul’daki müzelerde yerler kumlarla döşenirken, pencerelerdeki camlarla sergi dolaplarının camları kafes şeklinde bantlanarak güçlendirilmiş. Kırılırsa çevreye zarar vermemesi hedeflenmiş. 1 Eylül 1939 tarihinde yapılan önleyici koruma Türk müzeciliği, hatta Avrupa içinde yapılmış en büyük önleyici koruma harekatı.”
Rıdvan Gölcük, müzelerdeki taşınabilecek kıymetli eserlerin Niğde’deki Sarıhan ve Akmedrese’ye götürülürken İstanbul’da kalacak eserlerin de özel bir şekilde koruma altına alındığını belirttiği sunumunu görsellerle anlattı. Lahitlerin ahşap desteklerin yanı sıra kum çuvallarıyla koza gibi sarıldığı çalışmaların Müzeler Genel Müdürlüğü’nde görevli mimar ve restoratör Ali Saim Ülgen tarafından fotoğraflandığını anlatan Gölcük, “Bu çalışmalar İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’deki durumu göstermesi açısından çok kıymetli” dedi.
Savaş sırasında Avrupa’yı kırıp geçiren Adolf Hitler’in bir yandan toprak alırken bir yandan da müzeleri soygundan geçirdiğini, Avrupa’daki neredeyse tüm büyük müzelerle Sovyetler’deki Hermitage Müzesi’nin soyulduğunu hatırlatan Rıdvan Gölcük, Türkiye Cumhuriyeti Hariciyesi’nin savaşın başladığı sıradaki raporlamasının önlem alınmasının yolunu açtığını söyledi. Türkiye’de kültür varlıklarını koruma adına yapılan çalışmaların Avrupa’nın en iyi önleyici müzecilik koruması olduğunu vurguladı.
“Biz savaşa alınan önlemlerle ve diplomatik becerilerle girmedik diyebiliriz” diyen Rıdvan Gölcük, “Tarihte yaşadığımız şu örnek gösteriyor ki, biz eserlerimizi daha iyi koruruz. Böylesine gurur verici bir hikayemiz var ve biz onu parlatmıyoruz. Bu konu derinlemesine araştırılması ve unutulmaması gereken bir başarı hikayesidir” diye ekledi.
• Görseller Rıdvan Gölcük arşivinden derlenmiştir.
***
İzmir Halk Kütüphane istatistikleri açıklandı
İzmir kent merkezinde ve ilçelerde okura hizmet veren İl Halk Kütüphaneleri’ne bağlı 44 kütüphaneye ilişkin yıllık istatistik raporu açıklandı. 2025 Temmuz-Aralık dönemi istatistiklerine göre bir önceki yıl 673 bin 226 olan İzmir’deki il halk kütüphanelerinde bulunan kitap sayısı 715 bin 916’ya çıktı. Kütüphanelerin okuyucu sayısı 597 bin 682 olurken üye sayısı 308 bin 420 olarak kaydedildi.
Alsancak’ta İzmir Kültür Sanat Fabrikası içindeki Halk Kütüphanesi 2025 yılında 180 bin 602 okuyucu ile ilk sırayı alırken İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi 159 bin 383 okurla ikinci sırada, Ödemiş İlçe Halk Kütüphanesi 28 bin 270 okurla üçüncü, Karşıyaka Hoca Mithat İlçe Halk Kütüphanesi 24 bin 219 okurla dördüncü sırada yer aldı. Kitap sayısı açısından 71 bin 011 kitapla İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi ilk sırada olurken, Alsancak Halk Kütüphanesi 45 bin 377 kitapla ikinci, Karşıyaka Hoca Mithat İlçe Halk Kütüphanesi ve Karşıyaka Çocuk Kütüphanesi 42 bin 503 kitapla üçüncü sırayı aldı.
İzmir İl Halk Kütüphaneleri içinde kitap sayısı en az üç kütüphane 3 bin 239 kitapla Urla Bademler Halk Kütüphanesi, 5 bin 355 kitapla Ödemiş Bademli Halk Kütüphanesi, 5 bin 90 kitapla İzmir Edebiyat Müze Kütüphanesi oldu. 2025 Ocak-Aralık ayında İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi’ne bağlı olan ve iki personelle hizmet veren Gezici Kütüphane’nin üye sayısı 12 bin 103 oldu. Kütüphane 16 bin 172 okura ulaştı.
İzmirde İl Halk Kütüphaneleri’ne bağlı 44 kütüphanede 216 personel hizmet veriyor. İzmir’de 2024 yılında açılacağı duyurulan Aliağa 100. Yıl Bebek ve Çocuk Kütüphanesi ile Buca Bebek ve Çocuk Kütüphanesi projeleri iptal edilirken, İzmir Kültür Sanat Fabrikası içinde bulunan Türk Dünyası Müzik İhtisas Kütüphanesi hazırlık çalışması süren kütüphaneler arasında yer aldı.
•••
Japon kültürüne ilgi duyanlar için
Dünya Çocukları Haiku Yarışması
Japon Havayolları Şirketi (JAL Vakfı) tarafından iki yılda bir düzenlenen 19. Dünya Çocukları Haiku Yarışması’nın Türkiye ayağına başvurular başladı. Türkiye’de 15 yıldır Japonya İzmir Kültürler Arası Dostluk Derneği (JİKAD) tarafından düzenlenen yarışmanın 2025-2026 yılı teması “Ses” olarak belirlendi. Yarışmaya 6–15 yaş arası çocuklar katılabiliyor. Katılımcıların önce rüzgar, deniz, şehrin ya da sessizliğin sesini kendi yaptıkları bir resim yapması gerekiyor. Ardından “Ses” temasıyla ilgili düşünce, izlenim ve hayallerini yansıtan, özgün ve daha önce yayımlanmamış bir haiku yazmaları yeterli. Haiku’nun A4 boyutlu kağıttaki el yapımı resimle aynı sayfada olması gerekiyor. Başvurular 25 Şubat 2026 tarihine kadar JİKAD’ın https://jikad.org.tr/cocukhaikuyarismasi/ adresine ulaştırılabilir.
Haiku, Japonya’da 17. Yüzyılda ortaya çıkan, 5-7-5 hece ölçüsüyle yazılan ve genellikle üç dizeden oluşan bir edebi tür. Türk edebiyatında Orhan Veli, Cemal Süreyya, İlhan Berk, Behçet Necatigil, Coşkun Yerli, Oruç Aruoba, Kadir Aydemir, Yelda Karataş gibi şairlerin de bu alanda eser verdiği biliniyor.
***
Japonya meraklılarına
Yarışmanın ödülü Japonya yolculuğu
Japonya ile ilgili bir başka yarışma da, ödül olarak katılımcıları Japonya’ya götürüyor. Japonya İzmir Kültürler Arası Dostluk Derneği (JİKAD) tarafından düzenlenen “Penceremden Japonya’ya” adını taşıyan yarışmanın iki kategorisi bulunuyor. İlk yarışma “Japonya Tanıtım Yarışması.” Yarışmaya katılmak için Japonca bilmeye gerek yok. Adayların anime, tarih, teknoloji ya da sanat aracılığıyla Japon kültürüne olan ilgisini Türkçe yaratıcı bir sunumla anlatması yeterli. Yarışmanın ödülü Japon restoran yemek çeki.
İkinci kategori ise “Japonca Konuşma Yarışması.” Japonca öğrenen herkes Japonca seviyesi ne olursa olsun bu yarışmaya katılabiliyor. Bu kategorinin ödülü ise Japonya gidiş-dönüş uçak bileti. Her iki yarışma için 1-14 Şubat 2026 tarihleri arasında başvuru yapılabiliyor. Başvuru ve sorular için https://penceremdenjaponya.jikad.org.tr adresini tıklamanız yeterli.
•••
Yeni Çıktı
İzmir Banliyölerinde Yahudiler – Siren Bora
Batı Anadolu Yahudi kültürüne ilişkin araştırmalarıyla tanınan akademisyen yazar Siren Bora’nın kaleme aldığı “İzmir Banliyölerinde Yahudiler – Pınarbaşı, Bornova, Karşıyaka” kitabı Yakın Yayınları’ndan çıktı. Kitap, “İzmir Yahudileri Tarihi” serisinin üçüncü kitabı. Bora, bu kapsamda daha önce “Birinci Juderia-İzmir’in Eski Yahudi Mahallesi” ile “Bir Semt Bir Bina Karataş Hastanesi ve Çevresinde Yahudi İzleri” kitaplarını yayımlamıştı.
Siren Bora, son kitabında İzmir’in Bornova, Karşıyaka ve Pınarbaşı banliyölerindeki Yahudi Mahalleleri’nde yaşayan Yahudi topluluklarını anlatıyor. Kitapta harita, fotoğraf, kroki, belge ve oldukça ayrıntılı bilgileri içeren tabloları paylaşıyor. Osmanlı Devleti sınırları dahilinde Anadolu’da kurulan ilk banliyölerin İzmir kentinde bulunduğu bilgisiyle başlayan kitapta Bora, Bornova ve Karşıyaka’nın birer banliyö, Pınarbaşı’nın ise hiç araştırılmamış ve yazılmamış zengin bir Yahudi Cemaati’nin yaşadığı bölge olduğunu ve banliyö denilebileceğini belirtiyor.
Başbakanlık Osmanlı Arşivleri başta olmak üzere pek çok arşivde yaptığı araştırmalarla hazırlanan kitapta ailelerin özel arşivlerinden de yararlanılmış. Siren Bora kitap için, Bornova Yahudi Mezarlığı’nda yer alan İbranice ve Ladino dilinde kaleme alınan kitabelerin transliterasyonunu (*) da yapmış.
Siren Bora kitabını okurları için 5 Şubat 2026 Perşembe günü 17.30-19.30 saatleri arasında Alsancak’ta Yakın Kitabevi’nde imzalayacak.
* Transliterasyon – Harf çevirisi-bir yazı sistemindeki harflerin başka yazı sisteminin harflerine çevrilmesi)
***
Ege’de Baş Bağlama Sergisi
İzmir Turizm Folklor Derneği’nin 25 Ocak 2026 günü “Folklor Günleri” kapsamında açılan İzmir Kültür Sanat Fabrikası’ndaki “Ege’de Baş Bağlama” sergisi sürüyor. Sergide Ege’de günlük yaşamda, düğünlerde kullanılan baş bağlama geleneğinin, yazmaların vazgeçilmez süsleme unsuru iğne oyalarının birbirinden güzel örnekleri sunuluyor. Anadolu kadınının kuşaklar boyunca aktarılarak günümüze kadar ulaşan zengin giyim kuşam mirası kültürel bir anlatı olarak ziyaretçilerle buluşuyor.
Sergi kapsamında 3 Şubat 2026 Salı günü saat 14.30’da İzmir Turizm Folklor Derneği’nin düzenlediği “Geçiş dönemlerinde kına geleneği ve eğlencesi” etkinliği izlenebilir. 5 Şubat 2026 günü ise saat 14.30’da Afyon/Sandıklı yöresi Baş bağlama geleneği Dr. Öğretim Üyesi Didem Özdemir Mis’in anlatımıyla izleyicilere aktarılacak. Sergi 7 Şubat 2026 gününe kadar görülebilir.





