Nesiller gelir geçer 2026-01-01 13:00:00
Yazar: Raşel Rakella Asal

Her yeni nesil ile birlikte dünyayı görme biçimi değişir. Elbette eski olan yerini yeniye bırakmak zorundadır ve önceki nesilde devrim niteliğinde olan her şey hemen bir kenara atılır, tarihin çöp yığınına. Elbette genç biri ortaya çıkar, fikirlerinin gücüyle “Artık hepimiz bunu takip edeceğiz” diye ilan eder. Bir görev havasıyla, aydınların kibriyle, sarsılmaz kesinliğiyle, kendisini “aklın sahibi” ilan ederek, yaşlı nesilden daha fazlasını bilerek.
Bugünün gençleri eski nesli geri kalmış olarak nitelendirirken, on ya da on beş yıl sonra kendi devirlerinin de o yanlış anlaşılmış yaşlılar olacaklarını hayal bile edemezler. Yarının yaşlıları olacak bugünün gençleri geriye bakıp şöyle düşünecekler:
“Ne demek benim bakış açım yanlış? Benim zamanımda bu çok yenilikçiydi! Bizler de bir zamanlar gençtik.”
“Ah, benim zamanımda -çünkü şimdi ben gençlerin gözünde yaşlı biriyim- bizler, sessizce, neredeyse her zaman sessizce büyüklerimizin izinden gittik. Genç ve aptaldık; kimse bize gerçekten değer vermiyordu. Seslerimiz orada kaldı, çekingen, boyun eğmiş olarak. Bugün? Bugün, gençler sonunda galip geldi. Toplum onların fikirlerine boyun eğiyor - Toplum aksini düşünse bile gençlere değer veriyor, genç fikirler onaylanıyor. Ah, yazıklar olsun, tüm gücümle gençtim, ama yanlış zamanda!”
Bu gibi yakınmalar yaşlıların söylediği türden sözler.
Ben yaşlılık çağına ulaşmış biri olarak gençlere şöyle seslenmek istiyorum:
“Sevgili gençler, inanılmaz fikirlerinizin tadını çıkarın. Her anın keyfini çıkarın. Çünkü çok yakında -ve çok derken, gerçekten çok demek istiyorum- tüm bunlar sona erecek. Ve siz orada, bir sandalyede oturmuş, bir şeyler okuyacak, bir şeyler izleyecek ve şöyle düşüneceksiniz: Ama bu ne zaman oldu? Neden artık kabul edilemez hale geldi?”
Bir gün gelecek hepiniz dünyanın yaşlıları olacaksınız.
Her nesil dünyayı kendi tarihsel koşulları içinde öğrenir. Kuşkusuz algı biçimleri değişir, dünya aynı kalmaz. Dünya değiştiği için değil, dünyayı algılama araçlarımız değiştiği için eski bakışlar işlevsiz görünür. Gençler eski nesli geri kalmış ilan ederek yalnızca eleştirmez, ondan kurtulmaya çalışır. Onlar için eski nesil durağanlıktır.
Eski nesil gerçekten geri mi kalmıştır, yoksa artık geçerli olmayan bir dünyanın bilgisini mi taşımaktadır? Bu yüzden gençlerin “geri kalmış” dediği şey çoğu zaman bir uyumsuzluktur; teknolojiyle, dille, hızla, devinen bir dünyayla. Bu değer yargısından çok yaşamın farklı ritmidir.
Gençler için geri kalmışlık, “Sen eskisin, söz hakkı artık bende” demektir. Her nesil bir öncekini geri kalmış sayar; çünkü kimse kendi eskime ihtimalini kabul etmek istemez. Oysa mesele geri kalmak değil, yaşama hangi hızla tutunabildiğimizdir.
Her yeni nesille zamanla kurduğumuz ilişki değişir. Eski nesil zamanı biriktirerek, hatırlayarak yaşar. Hatırlamak zaman ister, durmayı, bakmayı, düşünmeyi gerektirir. Hafıza onlar için bir yük değil, yön duygusudur. Geçmiş, bugünü açıklayan bir referans noktasıdır.
Gençler için eski neslin deneyimi yol gösterici olmaktan çok sınırlayıcıdır; çünkü o deneyim başka bir zamana aittir. Eski kuşak, artık var olmayan bir dünyanın reflekslerini taşır. Bu fark, üstünlük değil, tarihsel bir ayrımdır. Her nesil bir öncekinin hafızasını taşıyamaz. Çünkü hafıza, yalnızca hatırlanan değil, taşınabilen bir şeydir.
Annemin çekmecesinde sararmış bir fotoğraf vardı. Kenarı kıvrılmış, arkasına kurşun kalemle tarih atılmış. Fotoğraftaki insanlar bana bakmıyor; sanki zamana bakıyorlardı. Poz vermiyorlar, bekliyorlardı. Anneme fotoğrafı gösterdiğimde iç geçirerek, “O gün çok sıcaktı” demiş, fazla bilgi vermemişti. Sanki fotoğrafın içindeki herkes hâlâ o sıcağın içindeymiş gibi.
O gün bu cümleyi anlamsız bulmuştum. Niye hikâyeyi ilerletmemişti? Şimdi anlıyorum: Annem zamanı orada tutuyordu. Fotoğrafa, hatıraya, aynı cümleye takılıp kalmıştı.
Şimdi fark ediyorum, bazı şeyler vardır: Ancak durunca görünür. Sararmış bir fotoğraf gibi. Hâlâ sıcak olan bir gün gibi.