Nihilist Penguen: Anlamın çözüldüğü yerde başlayan yürüyüş

Bir penguen sürüden ayrılır ve ters yöne doğru yürür. Bu sahneye “nihilist penguen” denir. Mizah gibi görünür ama aslında rahatsız edicidir. Çünkü bu penguen, yalnızca sürüden değil, hazır anlamlardan da ayrılmıştır.

Durup bakınca bu küçük yürüyüş, insan psikolojisine dair çok tanıdık bir hikâye anlatır. Psikolojide sürü, güvenliktir. Sıcaklık, düzen, aidiyet ve hayatta kalma ihtimali demektir. Penguenler için olduğu kadar insanlar için de…

Çoğumuz yönümüzü, hızımızı ve hatta duygularımızı çevremize bakarak ayarlarız. “Doğru mu yapıyorum?”, “Herkes böyle mi?”, “Geç mi kaldım?”… Sürü bunu cevaplar. Ama bazen, içimizde bir yerde, o cevaplar kesilir.

İşte o anlarda, içimizden nihilist penguen ortaya çıkar. Bu penguen “ölmek istiyorum” diye yola çıkmaz, artık sürünün anlam verdiği yönle kendi iç pusulası örtüşmüyordur. Psikolojik olarak bu, anlam çözülmesi anıdır. Varoluşçu terapide sıkça gördüğümüz bir eşik: Kişi hâlâ yaşıyordur, hâlâ işlevseldir, ama yaptığı şeylerin nedenini hissedemiyordur.

Dışarıdan bakıldığında bu hâl anlamsızlaşma, kopuş hatta tehlikeli bir yalnızlık gibi görünür. Oysa içeriden bakıldığında başka bir şey vardır: Sürüyle aynı yönde gitmenin artık koruyucu olmaması.

Modern insan da sık sık bu noktaya gelir. İyi bir iş, kabul gören bir hayat, “doğru” tercihler… Hepsi vardır ama içten içe bir şey yürümez. İşte bu noktada bazı insanlar sürüden ayrılır. İlişkiden çıkar, meslek değiştirir, şehir değiştirir ya da sadece susar. Kimseye anlatamadığı bir ters yöne yürüyüş başlar.

Nihilist penguen bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü bize şunu hatırlatır: Anlam, her zaman kalabalıkta üretilmez ve insan, anlamla yaşayabilen bir canlıdır. Ama bu anlam çoğu zaman kendiliğinden oluşmaz; öğrenilir, miras alınır, toplumsal olarak devredilir.

“Ne yapmalıyım, ne zaman yapmalıyım, kim olmalıyım?”… Sürü bu sorulara hızlı cevaplar sunar. Ve biz bu cevaplarla hayatta kalırız. Ta ki cevaplar, içsel deneyimle örtüşmeyene kadar.

İşte nihilist penguen, tam burada. Bu yürüyüş, bir “hiçlik” arayışı değildir. Tam tersine, dayatılmış anlamların çöküşüdür. Varoluşçu düşünürlerin sıkça vurguladığı gibi, insan önce anlamın yıkımını yaşar. Anlam kaybolur, dünya boşalır, yapılanlar mekanikleşir.

Bu hâl çoğu zaman depresyonla karıştırılır. Oysa varoluşsal boşluk her zaman patolojik değildir; bazen bir uyanıştır. Albert Camus bunu “absürd” olarak tanımlar: İnsanın anlam arayışı ile dünyanın sessizliği arasındaki çatışma.

Penguen yürür çünkü dünya artık cevap vermiyordur. Toplum bu yürüyüşten hoşlanmaz. Çünkü sürü, ayrılan bireyi bir tehdit olarak algılar. “Neden bizimle gelmiyor?”, “Yanlış yapıyor olmalı”, “Tehlikede”…

İnsanlar için de bu böyledir. Anlamı sorgulayan, yön değiştiren, durup düşünen kişi genellikle huzursuzluk yaratır. Jean-Paul Sartre’ın söylediği gibi: İnsan özgürlüğe mahkumdur.

Ama bu özgürlük, hafif bir şeyin aksine, ağırdır. Çünkü seçmek, sorumluluk almayı gerektirir. Sürüden ayrılan penguenin sırtında tam olarak bu yük vardır: Kendi yönünün sorumluluğu.

Terapi odasında sıklıkla duyulan bir cümle: “Her şey yolunda ama ben iyi hissetmiyorum”… Bu cümle, nihilist penguenin insan karşılığıdır.

Sorun mutsuzluk değil; sorun anlamsızlık hissinin artık bastırılamamasıdır. Bu noktada nihilizm bir son değil, eşiktir.

Søren Kierkegaard buna “kaygı” der. Kaygı, insanın özgürlüğünü fark ettiği andaki baş dönmesidir. Penguen durmaz, çünkü durursa geri dönmek zorunda kalacaktır. Yürür, çünkü henüz yeni bir anlam kuramamıştır ama eskisiyle de devam edemez.

Psikolojik açıdan bu hâl tehlikeli ve aynı zamanda değerlidir. Çünkü burada kişi ilk kez şunu fark eder: Anlam, dışarıdan hazır alınan bir şey değil, inşa edilmesi gereken bir şeydir.

Penguenin nereye gittiğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu: Bu yürüyüş bir kaçış değil; sahicilik arayışıdır.

Çoğu kişi şunu sordu: “Bu penguen sürüden neden ayrıldı?”

Asıl soru şudur: “Biz kaç zamandır içimizden ters yöne yürüyorduk ama bunu fark etmemek için kalabalığın sıcaklığına tutunuyorduk?”

Related Images: